ararat04

Kayıt: Oct 08, 2007 Mesajlar: 119
|
Tarih: Sal Tem 01, 2008 8:13 pm Mesaj konusu: Genelkurmaya ADAM gibi YANIT |
|
|
Sevgili Arkadaşlar,
Eğer TARAF gazetesi almıyorsanız hem çok şey kaçırıyorsunuz, hem de derin güçlerle slogan atmadan, keskinlik yapmadan, gereksiz çıkışlarda bulunmadan, sağlam temelde ayakları yere basan ve sağlam argümanlarla tavır nasıl alınırın örneklerini izlemeyi kaçırıyorsunuz demektir.
Hem bunları kaçırmamak adına, hem de bu duruşta bir gazeteyi yaşatmak adına, hepinizi en azından hergün bir tane TARAF gazetesi alarak desteklemeye davet ediyorum.
Bildiğiniz gibi Taraf gazetesinin belgeleri adım adım, gün be gün sunmasıyla, arkasından Genelkurmay'ın açıklama yaptıkça dibe battığı, eline yüzüne bulaştırdığı açıklamalrına dün yeni bir tanesini ekleyince, TARAF tan beklediğim ama aşağıdaki sertlikte olacağını ummadığım bir yanıt geldi. Yanıtı aşağıda sizlerle paylaşırken. Arkasından Dağlıca baskını ile ilgili belgeli ve anlamlı sorular sorduğu Taraf haberini ve onun arkasından da Bia netin yorumunu paylaşıyorum. Keyifli okumalar. sevgiyle kalın. ergün.
GENELKURMAY'A
Bir kere şu “menfur saldırı” türünden açıklamalar yapmaktan vazgeçin. Ortada saldırı yok ki, “menfuru” olsun.
Sadece eleştiriliyorsunuz. Bu ülkede eleştirilmeye alışık olmadığınızdan eleştiriyi “saldırı” sanıyorsunuz.
Her kurum halkına hesap vermek zorundadır. Hiçbir kurumun “Ben halka hesap vermem” deme lüksü yoktur.
Sizin de yok. Hata yaptığınızda eleştirilecek ve halkınıza hesap vereceksiniz.
Dağlıca’da neden o kadar çok askerî hata yapıldığını, neden o kadar çok çocuğun öldüğünü halkınıza anlatmak zorundasınız.
Lâhika konusuna gelince...
Önce “Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle bir resmî evrak veya plan kayıtlarda yoktur,” dediniz, şimdi de “Plan yoktur” diyorsunuz. Bizce, yine yanılıyorsunuz.
O belge var. Genelkurmay çıkışlı CD’ler bu gazetenin arşivinde duruyor.
İstediğiniz zaman, istediğiniz mahkemede hesaplaşmaya hazırız.
Biz belgesi olmayan haber yayımlamayız.
Bizim meslekî geçmişimizde yalanın izi yok.
Siz de kendi mesleğinize yalanın lekesini düşürmeyin.
İşte Dağlıca Tedbirleri
PKK’nın 21 Ekim 2007 gecesi üç koldan başlattığı saldırı üç saat sürdü. Baskında 13 er yaşamını yitirirken, sekiz er ise PKK tarafından esir alınarak Kuzey Irak’a götürüldü. Serbest kaldıklarında önce tutuklanan erler, halen Van Jandarma Asayiş Komutanlığı Mahkemesi’nde tutuksuz yargılanıyor.
Taraf, 21 Ekim 2007’de 13 erin şehit düşmesi, sekiz erin de PKK tarafından kaçırılmasıyla sonuçlanan Dağlıca baskınındaki ihmaller zincirine ilişkin bugüne dek birçok haber yaptı. Son olarak 25 Haziran 2008 günkü sayımızda, Dağlıca baskınından dokuz gün önce başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere tüm ilgili askeri birimlere gönderilen bir iç yazışmayı belgesiyle yayımladık.
Bu yazışmada, baskının nereden, nasıl, kim tarafından yapılacağına ilişkin ayrıntılı bilgiler vardı. Genelkurmay Başkanlığı önceki gece internet sitesinde yayımladığı açıklamada, Taraf’taki belgeye ilişkin olarak, “Yayımlanan mesaj gerçek bir belge olup, tehdide maruz tüm birimleri uyarma amacı taşımaktadır. Alınan duyumların değerlendirilerek istihbarat haline getirilmesi ve eylem ikazı olarak yayımlanması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kullanılan standart bir uygulamadır” dedi.
Aynı açıklamada Genelkurmay, Dağlıca baskınına ilişkin mevcut uyarının nasıl değerlendirildiğini de şöyle tarif etti: “Söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının amacına ulaşmasını engellemişlerdir.”
Ancak bu baskın öncesinde ve sırasında yaşananlar, 13 erin şehit, sekizinin de esir düştüğü saldırıyı etkisiz kılmak için gerekli önlemlerin eksiksiz biçimde alındığı konusunda kuşku uyandırıyor. Taraf, Dağlıca tedbirsizliklerini okurların dikkatine sunuyor.
Bölükteki asker sayısı 250’den 80’e indi
Dağlıca baskınından önce taburun emniyetini sağlayan bölükteki asker sayısı 250’den 80’e düşürüldü. Bu bölükteki askerlerin bir kısmı taburun emniyetini sağlamak için Keri Tepesi’ni tutuyordu.
Başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma, 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na Van’dan gönderilen ve önceki gün yayımlanan Genelkurmay Başkanlığı açıklamasıyla belgesi doğrulanan istihbarat raporunda, PKK’lıların Keri Tepesi’nden saldırı yapacağı baskından dokuz gün önce bildirilmişti.
Nöbetçi erlerin sayısı azaltıldı
Baskının yapıldığı ve taburu korumakla görevli tepedeki nöbetçi erlerin sayısı 100’den 26’ya indirildi. Dağlıca baskınında yaralı olarak kurtulan Piyade Ufuk Çelik baskın sonrasında bölükteki asker sayısının azaltılmasıyla ilgili olarak şu bilgileri verdi; “Taburun emniyetini sağlamak için Keri Tepesi’ni bizim bölük tutuyordu.
Bölüğün mevcudu yaklaşık 250 kişi idi. Ancak 20 Ekim 2007 tarihine kadar 1986/3 tertip erler terhis olup gidince, tabur komutanının emriyle her bölükten yaklaşık otuzar kişi seçilip alınarak Buğra Bölük Timi oluşturuldu. Bu tim tabur karargahının olduğu bölgede operasyon için hazır tutuluyordu. Bölük mevcudumuz 80 kişiye düştü. 26 kişi de Keri mevzilerinde 10 gün görevde kalmak durumunda oldu.”
Mevziler boş bırakıldı
Yeterli sayıda asker olmaması nedeniyle, hakim tepeler boş bırakıldı. Her mevzide üç asker bulunması gerektiği halde, bu sayı 1’e düşürüldü. Her iki uçtaki mevzilerin orta noktasındaki bir mevzi de, yine asker sayısının yetersizliği nedeniyle boş bırakıldı. Hakim tepeler olan Geper, Gerçek Keri ve 2522 rakımlı Oramar Tepesi, asker yetersizliğinden boş kalan mevzilerdendi.
Bu mevziler PKK’lıların geliş yolu üzerindeydi ve korunmasız oldukları için PKK’lılar bu bölgeleri herhangi bir direnişle karşılaşmadan ele geçirdi, daha sonra da baskın düzenlendi. Hava soğuk olduğu için çadırda ısınan erlerin bir kısmı baskın anında panikten tabura doğru kaçtı.
Tim bir mermi bile atmadı
Bir görevi de nöbet tutan erleri korumak olan yeni oluşturulmuş Buğra Bölük Timi, baskın anında taburda bekletilmesine rağmen çatışmaya girmedi, taciz ateşi bile açmadı. Asker sayısının yetersizliği nedeniyle iki ağır makineli silah mevzisinin boş olduğu da ortaya çıktı. MK19 bombaatar mevzi de boş bırakılmıştı.
Top atışları kısa düştü
Bunun üzerine PKK’lıların görüldüğü bölgeye ateş açıldı. Ancak tüm mermiler ve toplar kısa düştü. Dağlıca’da görevli Piyade Çavuş Ufuk Çelik, bu olayı ifadesinde şöyle anlattı: “Telsizle durumu tabura ilettik. Bu bölgeye taburdan havan ve topçu ateşi açıldı, ama mermiler hep kısa düştü. Havan ve topçu menzili dışında kaldılar.”
Komutan düğündeydi
Dağlıca baskınından altı saat önce, PKK’lılar bölgede yine görüldü. Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik’in düğünde olduğu ortaya çıktı. Çelik ifadesinde “Tabur komutanı o sırada köydeki düğünde olduğundan üsteğmenimize telsizden herhangi bir emir verilmedi. Bu yüzden bölük komutanımız gece uyumamamız ve dikkatli olmamız gerektiğini söyledi” diyerek yaşananları ve komutanın düğünde olduğunu açıkladı.
Tabur Komutanı Onur Dirik baskından sonra Hakkari Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan ifadesinde “Baskın günü bölgenin gözetlendiği ve teröristlerin görüntüsü bana telsizle bildirildi” diyerek görüntü alındığını kabul etti. Van Cumhuriyet Başsavcılığı da önceki hafta tamamladığı iddianamesinde, PKK’lıların baskına gelirken “Düğün” kodunu kullandıkları ortaya çıktı.
Projektörlerle aydınlatma yapıldı
Dağlıca baskını sırasında, yüksek noktalardaki bölgeler projektörlerle aydınlatıldığı için nöbet tutan erler çok rahat görülüyordu. Çelik, ifadesinde bu olaya da yer verdi: “Herkes önemli bir olayın olabileceğinden endişe duyarak gerilmişti. Hepimiz diken üstündeydik. O gün sis vardı ve ortalık projektörlerle aydınlatılıyordu. Bu nedenle bulunduğumuz tepede personel, yakın mesafeden rahatça görülüyordu.”
Erler nöbete el bombasız gönderildi
Dağlıca baskını sonrası ifadeleri alınan tüm erler bölgeye el bombasız gönderildiklerini açıkladı. Erlerin tümü “Son 10 günde, göreve gelirken her askerin üzerinde bulunan taarruz el bombaları savunma bombalarıyla değiştirilmek üzere tabur komutanının emriyle toplatıldı.
Biz yeni el bombalarını almadan, yani el bombasız Keri Tepesi’ne gelmiştik. Sadece mevzilerde 30 kadar el bombası vardı. Üç saat çatıştıktan sonra bu bombalar da bitti” şeklinde ifade verdi.
El bombasız nöbet itirafı ve gerekçesi
Tabur Komutanı Onur Dirik, Van Askeri Mahkemesi’ne verdiği ifadede erlerin nöbete el bombasız gönderildiklerini kabul etti ve şöyle dedi; “Olaydan önce bir el bombasının pimi çekilirken kaza yaşandı. El bombalarının sakıncalı olacağı düşünüldü. Bu nedenle olaydan önce, arızalı olabileceği gerekçesiyle el bombaları toplatıldı.”
Üç saatlik çatışmaya yardım gelmedi
Ramazan Yüce’nin baskın anında erleri teslim olmaya ikna ettiği iddia edilmesine rağmen, çatışmanın başladığı saat 00:20’den, teslim olunan 03:20’ye kadar çatışmanın sürdüğü, bombaların ve mermilerin bitmesi üzerine teslim oldukları ortaya çıktı. Yüce’nin başına saplanmış olan şarapnel parçaları ve PKK’lılarla çatıştığı da erlerin ifadelerine yansıdı.
Erlerin kaçırıldığı kamuoyundan gizlendi
Baskın sonrası esir alınan sekiz er, bayrak direği yanında toplu halde bir saat bekletildi. Ardından yaya olarak iki gün süren K. Irak’a intikalleri yapıldı. Bu süre boyunca baskını yapanlar helikopterlerle takip edilmedi. Erler’in kaçırıldığı gerçeği, iki gün boyunca kamuoyundan gizlendi.
Silahlar tutukluk yaptı
Başta Keri Tepesi olmak üzere baskının yapıldığı tepelerde askerlerin kullandıkları silah ve uzun menzilli bombaatarların tutukluk yaptığı ortaya çıktı. Tabur Komutanı Dirik mahkemeye gönderdiği tutanakta silahların tutukluk yapmasının mümkün olmadığını belirtirken, tutukluk yapmayan silahların listesini rapor olarak sundu. Ancak daha sonra yapılan incelemelerde silahların tutukluk yaptığı ortaya çıktı.
DOĞRULANAN BELGE
Genelkurmay Başkanlığı tarafından kabul edilen “İvedi” damgalı, 12 Ekim 2007 tarihli, Van Bölge Komutanlığı’ndan gönderilen “3590-2292-07/İDAM (63939) mesaj no’lu istihbarat raporunda, Dağlıca Taburu’na yapılacak saldırı istihbaratı, Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere tüm birimlere baskından dokuz gün önce şu ifadelerle bildirildi:
“Hakkari-Yüksekova İkiyaka Bölgesi’nde faaliyet gösteren Zindan sorumluluğundaki TÖ. (Terörist Örgüt) grubunun işbirlikçileri aracılığıyla, Dağlıca 3. Motorize Tabur Komutanlığı’nın faaliyetleri hakkında bilgi almaya çalıştığı, önümüzdeki günlerde Dağlıca bölgesinde bulunan Keri Tepe üs bölgesi ile Geper olarak adlandırılan bölgede icra edilecek faaliyet esnasında askeri birliklere yönelik eylem yapmayı planladıkları...”
Baskın günü üç komutan izinliydi
Baskın günü taburda bulunan üç komutanın da izinde olduğu ortaya çıktı. Tabur, baskın anında komutansız kalmıştı. Dirik bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Bölgede bölük komutanı bulunmamasının sebebi, birinin izinde olması, diğerinin ertesi gün icra edilecek izin konvoyunun yol emniyet görevini sevk ve idare edecek olması ve birinin de birkaç gün sonra yapılacak operasyonun komutanı olarak görevlendirildiği için dinlendiriliyor olmasıdır. Bölgedeki iki bölük komutanı izinli olduğu için lider personelin tecrübe ve yetenek durumu dikkate alınarak gerekli düzenleme yapılmaktadır.”
Helikopter isteği karşılanmadı
Dağlıca baskınından iki gün önce PKK’lıların bölgede dokuz katırla görüldükleri tabura üç kez rapor edildi. PKK’lıların bölgede görülmesi üzerine taburdan helikopter talebi yapıldı. Ancak taburun helikopter isteği uygun görülmedi. Piyade Er Recep Can, helikopter isteğinin reddedilmesini ifadesinde şöyle belirtti; “Olay gecesinden iki gün önce öğlen saatlerinde dokuz on katırla üç kişilik görüntü tespit ettik. Bu görüntü Çağdaş Üsteğmen tarafından tabur komutanına bildirildi. Akabinde kobra helikopter talebinde bulunuldu, ancak talep uygun görülmedi.”
(Taraf/MEHMET BARANSU ) - 29.06.2008
Dağlıca'da Kaç Asker Ölse "Amaca Ulaşılmış" Olacaktı?
Genelkurmay'ın açıkladığı gibi Dağlıca'da gereken önlemler alınmış ve "hain saldırı" asıl amacına ulaşamamışsa, 12 askerin ölmesi, sekiz askerin alıkoyulmaları, şimdi yargılanmaları olayın sıradan ve katlanılması gereken sonuçları mı?
BİA Haber Merkezi - İstanbul
Nilüfer ZENGİN
"Müvekkilimin morali hiç iyi değil, sürekli ağlıyor, yedi yıldır orduda özveriyle çalıştığı halde kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyor."
Dağlıca çatışmasında alıkoyulan sekiz askerden biri olan Halis Çağan'ın avukatı Ramazan Korkmaz Ocak 2008'de askerler tutuklu yargılanırken bianet'e müvekkilinin durumunu böyle anlatmıştı.
21 Ekim 2007'de, (bir pazar günü) Hakkari, Yüksekova'da 21. Sınır Jandarma Taktik Tugay Komutanlığı'na bağlı Dağlıca Piyade Taburu askerleriyle Kuzey Irak’tan sınırı geçen bir grup PKK'li arasında çatışmanın yaşandı , 12 asker öldürüldü, 16'sı yaralandı, sekiz askeri de PKK alıkoydu.
Sekiz asker "emre itaatsizlikten, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçuna yardım etmekten, yurt dışına firardan, zincirleme olarak basın ve yayın yoluyla bölücü terör örgütünün propagandasını yapmaktan" yargılanıyorlar.
Bırakıldıklarında ülkenin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de açıkça, "sağ kaldıklarına pek sevindiğini söyleyemeyeceğini" ifade etmişti.
Dağlıca'nın üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçti. Taraf gazetesi Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı’nın baskının nerede, ne zaman yapılacağı ve baskına kimlerin katılacağının yazılı olduğu, "Haber Talimatı" ibareli, 3590-2292-07/İDAM (63939) sayı numaralı istihbarat raporunu yayımladı.
Ulaşılamayan asıl amaç nedir?
Genelkurmay bu haberle yaptığı açıklamada "([...]söz konusu ikazla birlikte, bölgedeki birliklerde emniyet tedbirleri artırılmış ve Dağlıca’da konuşlu unsurlarımız gerekli tepkiyi göstererek, hain saldırının asıl amacına ulaşmasını engellemişlerdir[...]) dedi.
12 ölü, 16 yaralı, sekiz alt üst olmuş hayat bir sonuç değil midir?
Yani gereken önlemler alınmış ve "hain saldırı" asıl amacına ulaşamamış. Peki biz "asıl amacın" ne olduğunu düşünmeliyiz?
12 askerin ölmesini, sekiz askerin hayatlarının alt üst olmasını olayın sıradan ve katlanılması gereken sonuçları gibi mi algılamalıyız?
Gerekli önlemlerin alındığını söylemek, gerekli önlemlerin alınmaması halinde durumun bambaşka olacağını anlatıyorsa eğer, o engellenen sonuçlar neler, merak etmemek elde değil.
Yine Taraf'ın yayımladığı parçalara göre iddianamede "Olaydan üç gün önce bölgede PKK faaliyetleri tespit edilip mevzide görevli Çağdaş Üsteğmen tarafından helikopter istenmesine rağmen Tabur Komutanı Dirik'in helikopter göndermediği" bilgisi de var.
Yalnızca ölenler için...
O gece birçok eğlence programı iptal edildi, ülkede genel bir yas havası hakim oldu, ancak akıbeti o günlerde belirsiz olanlar için değil, yalnızca ölenler için.
Genelkurmay o günlerde bu sekiz askerden "kendileriyle irtibat kurulamayan sekiz personel diye" sözetti: "Kendileriyle irtibat kesilen 8 personelimizle, yapılan tüm aramalara rağmen halen irtibat kurulamamıştır…"
4 Kasım'da askerler bölgesel yönetici Hacı Mahmut Osman, Kerim Sincari, Demokratik Toplum Partisi (DTP) Milletvekilleri Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan'dan oluşan heyete teslim edildi.
6 Kasım'da Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin "Ben bu askerlerimizin operasyonla ilgili o gece bu teröristlerle birlikte gitmiş olmasını bir Türk vatandaşı olarak içime sindiremedim” dedi.
"Örnek olsun diye..."
Araştırmacı yazar Mehmet Tanju Akad, askere açılan davayı bianet'e yorumlamış, "Ölümü değil yaşamı tercih etmek normal bir davranış. Sekiz askerle ilgili değil, herkesin başına gelebilecek bir durum. Bu davadan bir sonuç çıkmaz. Askerler 'diğerlerine' örnek olsun diye tutuklandı" demişti.
3 Şubat'ta askerler duruşmanın ardından tahliye oldular, tuutksuz yargılanmak üzere.
Suçlamalar
İddianamede Uzman Çavuş Halis Çağan, “Memuriyet görevlerini yerine getirmemek, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar ve zincirleme olarak basın ve yayın yolu ile bölücü terör örgütünün propagandasını yapmak”, diğer askerler Fuat Başoda, İlhami Demir, İrfan Beyaz, Özhan Şabanoğlu, Fatih Atakul ve Mehmet Şenkul, “Büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar”, er Ramazan Yüce ise “Suç ve suçluyu alenen övmek, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçuna yardım etmek, yurt dışına firar, zincirleme olarak basın ve yayın yoluyla bölücü terör örgütünün propagandasını yapmak, basın ve yayın yoluyla halkı askerlik hizmetinden soğutacak beyanlarda, telkinlerde bulunmak, propaganda yapmakla” suçlanıyor.
Ramazan Yüce için ömür boyu, diğer askerler içinse 3 ay ile 10 yıl arasında değişen hapis cezaları isteniyor.
Halis Çağan'ın ağabeyi Murtaza Çağan henüz askerlerin tutuklu oldukları günlerde bianet'e konuşmuş, "Kaçırılan bir asker için yurtdışına firar nasıl bir suç, biri bana anlatabilir mi?" diye sormuştu.
Biz de şimdi daha önce sorduğumuz soruyu yineliyoruz:
Çok kötü günler geçirdiler. Ölümden döndüler, korktular, alıkoyuldular ve aynı zamanda "vatan haini" ilan edildiler. Üstelik bütün bu süre boyunca çoğumuz medyanın da manipülasyonuyla savaşa gidince ölmek, dönmek, dönmemek gibi sonuçların herkes için mümkün olduğunu unuttuk. Savaş olmasaydı şimdi bu gençler nerede, nasıl bir yaşam sürüyor olurlardı diye düşünmeyi unuttuk. Sahiden bütün bunlar başlarına gelmeseydi, nerede nasıl bir yaşam sürüyor olurlardı?(NZ/EZÖ) |
|