“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve bağımsızlık mücadelesi! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!”
25’inde darağacına götürülen bir fidanın 1972’nin Türkiyesi’nde haykırdığı son sözler bunlar. “Önemli olan, çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir” sözleriyle erken gitmeyi normal karşılayan bir özgürlük sevdalısının geriye bıraktığı manifesto bu. Ve portresine geçmeden Deniz Gezmiş’in, sözü kendisine bırakıyoruz. O sözler ki, bir vasiyet niteliğinde olup, 68’in 40’ıncı yıldönümünde daha da anlam kazanıyor: “Çatışmalar sırasında, özellikle de pusuda beklerken, uğrunda bu büyük kavgaya girdiğim insanlara amansız bir sevgi duyuyordum. Uğrunda mücadele verdiğim köylülere, işçilere, özellikle de çocuklara. Çocukları düşünüyordum sık sık. Anlatılmaz bir sevgi, anlatılmaz bir özlem duyuyordum onlara; çocuklara. Bir de bütün bu olayları, bütün bu acıları, gelecek kuşaklarının hatırlamayacağını düşünüyorsun. Ya hatırlamazlarsa diye geçiriyorsun. Bütün bu acıları, bu sıkıntıları onlar için çektiğini çok iyi biliyorsun oysa. Bir kişi olduğunu, içine girdiğin bu çatışmanın, aslında o anda bir kişinin çatışması olduğunu ve bunun, bu büyük kavganın içinde önemsiz olduğunu, kocaman okyanusta bir damla olduğunu düşünüyorsun. (...) Ve sen geçip gideceksin. Çektiğin bunca acının, acıların, gelecek kuşaklarca da bilinmesini istiyorsun. Bu duyguyu anlıyor musun?”
***
Deniz Gezmiş 27 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde dünyaya gelir. Annesi Mukaddes Gezmiş ve babası Cemil Gezmiş’in öğretmen olarak çeşitli illerde görev yapmalarından dolayı Deniz de değişik yörelerin etkilerini alarak büyür. Genç yaşta siyasete atılan ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) bünyesinde de aktif görev yapan babasının yanısıra değişik yörelerde yaşamış olması, kişiliğinin gelişimini önemli düzeyde etkiler. Zira babası, oğlundaki bu insan ve ülke sevgisini yıllar sonra şu sözlerle ifade eder: “Benim çocuklarım çok dürüst, haddinden fazla yurtsever olarak yetişti. Aşırı derecedeki bu yurtseverlik kendilerine bu kadar zarar getirdi. Deniz çok fazla yurtseverliğin kurbanı oldu, gitti.”
Aile, Deniz’in doğumundan altı ay sonra Sivas’a taşınır. İlkokul öğrenimine Sivas’ın Yıldızeli kazasında başlayan Deniz, Sivas merkeze nakledilmeleriyle birlikte Sivas Selçuk İlkokulu’nu bitirir. Derslerine çok çalışmasa da öğrenme yetisinden ötürü çok başarılı bir öğrenci olan Deniz, ortaöğrenimini Sivas Atatürk Ortaokulu’nda görür ve 1961 yılında mezun olur. Erzurum Ilıca doğumlu babası İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne nakledilince aile İstanbul’a taşınır ve Üsküdar - Harem İskelesi Selimiye’de bir ev tutar. 1962’de liseye başlayan Deniz, burada da mütevaziliğiyle anında kendine bir çevre edinir. Kendini hiç düşünmez, kardeşlerine alınan bir giysiyi kıskanmaz, sevinir. Babası bir gün sofrada yapmayı düşündüğü bir iş konusunda konuşurken, Deniz “Baba, hayatta paraya değer vermeyen insan olarak seni bilirdim” sözleriyle tepkisini ortaya koyar.
Deniz, siyasi eylemlerle ilk gençlik döneminde tanışır. Henüz lise yıllarında yakın arkadaşları ile sosyal ve bilimsel konularda tartışmalar yürütür, bu konulara ilişkin yapılan etkinlik ve toplantılara katılır. 1964 yazından itibaren Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) gitmeye başlar ve 16 Eylül 1965’de üye başvurusunu yapar. Bir yıl geçmeden sekreter olarak TİP yönetimine giren Deniz’in Üsküdar ilçe yöneticisi olarak ilk eylemi, Çorum Belediyesi’nde çalışan temizlik işçilerinin yürüyüşünü desteklemek olur. 31 Ağustos 1966’da Çorum Belediyesi’nin Danıştay’ın aldığı maaş düşürmeme kararını uygulama amacıyla Ankara’dan İstanbul’a yapılan yürüyüşün ardından temizlik işçilerinin Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında Türk-İş yöneticilerini protesto eden grupla beraber ilk defa gözaltına alınır, çok geçmeden TİP milletvekillerinin yardımıyla serbest bırakılır.
1966 yılının Temmuz ayında girdiği üniversite sınavı sonucu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanır. 19 Ocak 1967’de Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nda çıkan olaylarda arkadaşları ile gözaltına alınır. Sosyal ve siyasal mücadelelerin sahnesi haline gelen üniversitelerde 1967-1968 dönemi açılır. Bu dönem içerisinde binin üzerinde öğreci hukuk fakültesinden atılır. 22 Kasım’da öğrenci örgütlerinin düzenlediği “Kıbrıs Mitingi”nde ABD bayrağının yakılması nedeniyle tekrar gözaltına alınır. 20 Ocak 1968’de aralarında Deniz Gezmiş’in de olduğu bir grup öğrenci “Devrimci Hukuklular Örgütü”nü kurarlar ve Deniz de bu örgütün dahilinde boykotlara, üniversite işgallerine ve 6’ıncı Filo protestosuna katılır. 7 Mart’ta AIESEC genel kurul toplantısında dönemin başbakanı Süleyman Demirel adına konuşma yapan devlet bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için bir kez daha gözaltına alınır. Yargılanan, ancak beraat eden Deniz, 2 Mayıs 1968’e kadar tutuklu kalır.
12 Haziran’da üniversitenin işgal edilmesinde önderlik eder ve İşgal Konseyi lideri olarak Baltalimanı’nda yapılan görüşmelere katılır, öğrenci haklarının elde edilmesinde etkili rol oynar. Konsey 15 Temmuz’da üniversitenin açılmasına ve sınavların başlamasına karar verir. Ancak buna rağmen konsey üyeleri hakkında soruşturma açılır. Aynı gün İstanbul’da “Amerikan 6’ıncı Filosu”nu protesto eylemi başlar. Polisin saldırıları nedeniyle öğrenciler İTÜ Gümüşsuyu Yurt Binası’na sığınırlar. Polisler yurdu basarlar ve baskın sırasında Hukuk Fakültesi ikinci sınıf öğrencisi, TİP Eminönü İlçe Üyesi Vedat Demircioğlu ağır yaralanır. Olaylardan bir gün sonra FKF’liler miting yapmak amacıyla Taksim’de biraraya gelir. Eylemin yurt binası önünde bitirilmesi planlanırken, konuşma yapan Deniz Dolmabahçe’ye doğru bir koşu başlatır. Bu koşu sırasında Amerikalılar dövülerek, taşlanarak denize atılır.
24 Temmuz’da Vedat Demircioğlu’nun ölüm haberi gelir ve öğrencilerin eylemlerine yine şiddetle karşılık verilir. 26 Temmuz’da Deniz’in hakkında “öğrencileri kanunsuz yürüyüşlere teşvik” ettiği gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararı çıkartılır. Karardan dört gün sonra tutuklanan Deniz, 21 Eylül’de tahliye edilir. Tahliyesinden sonra arkadaşları ile birlikte Devrimci Öğrenci Birliği’ni kurar. 11 Kasım’da Deniz’in başını çektiği binlerce kişilik öğrenci grubu Yeşilköy’de ABD’nin Türkiye’ye atadığı ve Vietnam’da CIA ajanı olarak görev yapmış Robert W. Conner’i protesto ederken 18 arkadaşı ile gözaltına alınır, 29 Kasım’daki duruşmadan sonra serbest bırakılır. Bu dönemde aralıksız olarak eylemlere devam eden Deniz, artık fotoğrafıyla “Vatandaş, işte anarşistler” yazılı afişlerde de hedef haline getirilir. Hakkında tutuklama kararı olan Deniz, 1969 yılının Haziran ayında Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin Türkiye devrimci gençliğiyle biraraya gelme isteğini yanıtlar ve bir grup öğrenciyle Filistin’e gider, burada silah eğitimi alır. Deniz 1 Eylül’e kadar Filistin’de kalır ve 23 Eylül’de yakalanır, ancak 25 Kasım’da serbest bırakılır. 20 Aralık’ta tekrar gözaltına alınır, 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kalır. Arkadaşlarının bir kısmı cezaevinde olduğundan ve sevk edildiği askeri birliğe gitmediği için arandığından, Diyarbakır Cezaevi’ndeki arkadaşlarının çıkacağı güne kadar zamanını değerlendirmek için Kenan Rıfkı Ertuğrul ve Yusuf Aslan’la birlikte Malatya, Elazığ ve Dersim’e gider. Ardından tekrar Ankara’ya dönen Deniz, 1970 Ekim’inde Hüseyin İnan ile ODTÜ’de biraraya gelip, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun temellerini atar.
Türkiye’de silahlı mücadele veren ilk siyasi örgüt olan ve sosyalist gençliğin katıldığı THKO, Deniz ve Yusuf’un yanısıra Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan ve Cihan Alptekin tarafından bağımsız bir Türkiye hedefiyle kurulur. İlk silahlı eylemini 29 Aralık 1970’de gerçekleştiren örgüt, kendini 4 Mart 1971’de yayınlanan bir bildiri ile kamuoyuna tanıtır. 12 Mart 1971 günü askeri muhtıra üzerine Süleyman Demirel ve hükümet istifa eder. Darbenin hemen ardından arkadaşları ile Sivas’a giderken motorsikletlerinin bozulmasıyla gelen ihbardan sonra 16 Mart’ta polisle girdiği silahlı çatışma sonucu yakalanır. Gemenek’te yakalandıktan sonra Kayseri’ye getirilen Deniz, Emniyet Müdürlüğü’nde kısa bir sorgudan geçirildikten sonra sıkı bir polis güvenliğiyle Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülür. TCK’nin 146’ıncı maddesinin ihlali gerekçesiyle idam cezası istenen Deniz ve yirmi bir arkadaşının yargılanmasına 16 Temmuz’da başlanır. Seksen altı gün süren mahkeme 9 Ekim 1971’de idam kararının okunmasıyla son bulur. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in çocuk gözleri ise 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece kapanır.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız